Bir IoT hikayesi #2 — Ürün

#2 - Ürün - 1

Bu serinin bir önceki Bir IoT Hikayesi #1 — Başlangıç” başlıklı yazısından sonra bu yazımızda da fikrin doğuşu ve ürünün ortaya çıkması sürecinden bahsedeceğim. Bu yazıyı okumadan önce bir önceki yazıyı okumanızı rica ederim. Keyifli okumalar!

Üniversite yıllarında güneş arabası takımındaki tüm mühendis ekibinin tek bir ortak amacı vardı: çalışan birşeyler üretmek. Herhangi bir maddi beklenti ya da çıkar olmadan. Yalnızca üretmek.

Üretmek ve öğrenmek için yanıp tutuşan stajyer arkadaşlarımız Bahadır ve Eyüple tanışmamızı Peakode için büyük bir şans olarak görüyorum ve kendilerine bu yolda yaptıkları herşey için çok teşekkür ediyorum.

Evet. Biz IoT üzerine birşeyler yapacağız. Elektronik ekibi de tamamdır. Peki ne yapacağız? En başta ne yapacağımıza dair pek bir fikrimiz yoktu. Gerçekten de yoktu.

Hedefimiz yalnızca araştırma yapmak ya da IoT komponentlerini, iletişim protokollerini öğrenmek olsaydı büyük ihtimalle çok az şey öğrenirdik. Bu süreçte bizi öğrenmeye zorlayacak, yolumuza engeller çıkmasını sağlayacak birşeylere ihtiyacımız vardı. Bir ürün fikri!

Fikir bulmak

“Everyone has an idea. But it’s really about executing the idea and attracting other people to help you work on the idea.”

– Jack Dorsey (CEO, Twitter)

Fikir bulmak çok kolaydır. Bugün bile Peakode’a telefon veya e-posta aracılığıyla günde onlarca farklı mobil uygulama fikri geliyor. Fikir bulmanın girişimcilik serüveninde en basit adım olduğunu düşünüyorum. Önemli olan fikri iyi bir ekiple, iyi bir şekilde uygulayabilmektir (icra etmektir).

Bizim de elimizde birkaç tane fikir vardı. Bu fikirlerden biri -ve sonrasında geliştirecek olduğumuz- uzun bir süre önce aklıma gelmişti ve fikri zihnimde zamanla geliştirmiştim. Fikrin doğuş hikayesi aşağıdaki gibi:

Peakode’u kurduğumuz aylardı. Eşimle oturduğumuz binaya dış cephe mantolama işlemi yapılıyordu. Bu işlem yaklaşık 1 ay sürdü. Bu, binaya bitişik olan metal iskelelerin 1 ay boyunca orada duracağı anlamına geliyordu. Bir gece huzursuz oldum, uykum kaçtı ve şunu düşündüm: “Şöyle uygun fiyatlı, montajını bizim kolayca yapabileceğimiz, internete bağlı bir akıllı cihaz olsa da eve olası giriş çıkışlarda telefonlarımıza bildirim gönderse, arama yapsa ne kadar güzel olur!”.

Hızlıca araştırma yaptığımda hayal ettiğim ürünün benzerinin Türkiye’de satışta olmadığını ve hatta global pazarda da 1–2 adet benzeri olduğunu gördüm. Fikri uygulamayı çok istemiştim ancak doğru zamanda değildik ve fikir doğrultusunda atılan ilk adım, stajyerlerimizin işe başladığı gün oldu.

Fikri hayali bir ürüne dönüştürmek

Fikrin iyi ya da kötü olup olmadığını tartışmak için zaman harcamayacaktık. Ancak fikir, en azından geliştirmeye değecek kadar iyiydi. Ev ve iş yerleri için akıllı bir alarm geliştirecektik!

Türkiye’de pazarı domine eden alarmlar pahalıydı, kurulumu zordu, işlevsizdi ve “smart” değildi. Devlere rakip olacaktık ve işimiz çok zordu. Dolayısıyla biz de yazdığım bu sorunların tam zıttını sağlayacak bir ürün hayal ettik. Hayal ettiğimiz temel özellikler aşağıdaki gibiydi:

Uygun fiyatlı olmalı

Yaptığım ön araştırmalarda yaygın olarak kullanılan alarm sistemlerinin olması gerektiğinden pahalı olduğunu gördüm. Hayal ettiğimiz ürün, aynı sayıda, hatta daha fazla özellik barındırarak daha uygun bir fiyata üretilebilir ve satılabilirdi.

Kurulumu kolay olmalı

Fotoğraf, Google arama sonuçlarından bulunmuş ve eklenmiştir.
Fotoğraf, Google arama sonuçlarından bulunmuş ve eklenmiştir.

Peakode’u kurmadan önce çalıştığım şirkette satın alınan alarm sisteminin kurulum seansını hatırlıyorum. Ofis standart bir apartman dairesiydi ve kurulum 1–2 saat kadar sürmüştü, 3 kişilik ekip gelmişti. İnanılır gibi değil. Bu böyle olmamalıydı. Altı üstü bir güvenlik sistemi kurulumu yapılıyordu.

Fotoğraf, Google arama sonuçlarından bulunmuş ve eklenmiştir.

Ürün fikrini çevremdeki kişilere bahsederken hep “mint kutusu boyutunda birşey düşün” şeklinde anlatıyordum. Mint şekerini bilir misiniz? Büyük çoğunluğun bildiğini tahmin ediyorum, ben çok severim.

Ürünün bu boyutta olmasını ve talep edilen herhangi bir kapı ya da pencere pervazına kolayca yapıştırılabilir/monte edilebilir olmasını hayal ettik.

İşlevsel olmalı

Piyasadaki alarm sistemlerini işlevsellikten uzak bulduğumu açıkça söylemek istiyorum. Alarm sistemin kurulduğu gün, son iş olarak tüm şirket çalışanlara girip çıkarken kontrol paneli üzerinde ne yapması gerektiği anlatılmıştı. Şirketteki çoğu çalışan, mühendislik kökenli olmasına rağmen her giriş-çıkışta yapmamız gereken işlemleri bir hayli zor bulmuştuk. Hatta bazı durumlarda basmamız gereken tuş takımını karıştırıp o korkunç alarm sesi ile tüm apartmanı rahatsız ettiğimizi çok net hatırlıyorum. Sonrasında bir dizi telefon numarası aranıyor, sonra polisi arama riski vs. derken tam bir rezillik :)

Dolayısıyla geliştireceğimiz ürün akıllı olmalı ve minimum efor ile maksimum faydayı sağlayabileceğimiz şekilde olmalıydı.

Akıllı olmalı

Geleneksel alarm sistemlerinde giriş-çıkışların arkaplanda nasıl bir yapıda tutulduğunu bilmiyorum (belki de tutulmuyordur) ancak internete bağlı olmadığı kesin. Geliştireceğimiz üründe Beacon teknolojisini kullanmamız gerektiğini ve bu teknoloji ile ürüne hiç dokunmadan giriş-çıkışları kimlerin hangi saatte yaptığını, ne sıklıkta yaptığını anlık olarak veritabanında tutulup bu veriyi işleyebileceğimizi hayal ettik.

“Beacon’ı anlaşılabilir bir dille anlatmaya çalışırsam: Bluetooth Low Energy (BLE) teknolojisini kullanan ve akıllı telefona olan fiziksel uzaklığını rakamsal olarak öğrenebildiğiniz bir ürün diyebiliriz.”

Beacon teknolojisini tam olarak kapıya yaklaşan veya uzaklaşan kişileri ayrıştırabilmek için kullanabilirdik. Kullanım şekline göre aile üyeleri ya da şirket çalışanları izinli/izinsiz giriş-çıkışları yetkilendirme yapısı ile üyelere gönderebilir ve mobil uygulamalar ile anlık olarak bilgilendirebilirdi. Bu, inanılmaz olacaktı!

Marka

Ürünün bir isme, bir de logoya ihtiyacı vardı. Ürünü anlatırken hep “mint kutusu büyüklüğünde” diye bahsettik, “e o zaman daha fazla düşünmeyelim, adı Mint olsun” dedik. Ürünü bir isimle çağırmamız gerekiyordu ve biz de bu süreçte fazla zaman kaybetmek istemedik.

* Sonraki süreçlerde Mint ismini Türkiye’de marka olarak kullanamayacağımızı öğrenecektik. İsim -tabiki de- çoktan kayıt edilmişti.

Ürünümüzün adı Mint oldu ve biz bu ismi cümlelerimizde, dökümanlarımızda o kadar çok kullandık ki isimle kendimiz çok fazla özdeşleştirmiştik. Bir de logoya ihtiyacımız vardı. Tasarımcımız Eda’nın hızlıca çalıştığı basit bir dizi logo çalışmasının arasından şu logoda karar kıldık:

Mint Akıllı Alarm — logo © Peakode, 2017
Mint Akıllı Alarm — logo © Peakode, 2017

Bu basit logo bizi fazlasıyla motive etti ve çalışmalarımıza hızlıca başladık. Nereden başlayacağımızı tam bilmiyor olsak da heyecanla araştırmalarımıza başladık.

Elektronik ekibi çalışmalarına başladığı süreç içerisinde ben de fikir doğrulama, pazar analizleri yapma, iş modeli kanvası hazırlama gibi işlere vakit ayırmaya çalışıyordum.

Konsept ve Strateji

Peakode’da her yeni mobil uygulama projesi Konsept ve Strateji süreci ile başlatılır. Her ne kadar, bugünlerde proje geliştirme süreçlerimiz için farklı iş modelleri üzerinde çalışıyor olsak da, Mint’i geliştirdiğimiz zaman içerisinde geçerli olan yönetim süreçlerimiz şu linkte inceleyebileceğiniz şekildeydi. “Şekilde idi” diyoruz; buradan da tüyo vermiş olalım: çok sevdiğimiz dostlarımız ve aynı zamanda iş ortağımız olan SHERPA’nın ürettiği DaaS (Design as a Service) modelini, Peakode’a “Development as a Service” olarak uyarladık ve bu modele geçiş yapan tam 3 start-up müşterimiz bile var! Çok yakın zamanda SHERPA Blog ile yaptığımız röportajda bu modeli Peakode bünyesine nasıl dahil ettiğimizi anlatmaya çalıştık. Röportajı okumak için buraya tıklayabilirsiniz. Bu yeni iş modelimiz ile ilgili detaylı gelişmeleri çok yakın zamanda Peakode Not Defteri üzerinden duyuracağız. Takipte kalın! :)

Kapsam Dökümanı

Konsept ve Strateji sürecinin ilk işi bizim için Kapsam Dökümanı hazırlamaktır. Bu döküman ile birlikte, geliştirilecek uygulama tüm detaylarıyla masaya yatırılır, -neredeyse- tüm soru işaretleri cevaplanır ve bir yazılı bir döküman haline getirilir. Bu dökümandaki sayfa sayısı uygulamanın veya projenin hacmiyle doğru orantılı olarak artar. Ancak burada dökümanı hızlıca başlatıp, devamını getirmediğimizden dolayı “Özellik Seti” tadında olduğunu belirtmek isterim. Normal şartlarda yarım bıraktığımız işi paylaşmak istemezdim. Fakat bu haliyle bile çok sayıda girişimci adayına ya da fikrini şekillendirmek, detaylandırmak isteyen kişilere faydalı olabileceğini düşündüğüm için paylaşmak istiyorum:

Mint Mobil Uygulama Kapsam Dökümanı’na erişmek için tıklayınız.

Ek bir bilgi: Müşteri adaylarımız, değerli fikirleri ile bize geldiklerinde, ilk olarak fikirleri için en az böyle bir çalışma yapmalarını talep ediyoruz ki, doğru ve tutarlı bir tekliflendirme çalışabilelim.

Mind Map (Zihin Haritası)

Konsept ve Strateji sürecimizdeki bir diğer iş aslında detaylı akış diyagramı hazırlamak. Ancak Mint projesinde mobil uygulama içeriğini bir haritada görüntülemek istedik ve “mind map” olarak bilinen zihin haritasını çıkarttık. Bu haritaya yukarıda paylaşmış olduğum kapsam dökümanı içerisinden ulaşabileceksiniz ama gözden kaçırma riskinizi engellemek adına aşağıda paylaşmak istiyorum:

Mint Zihin Haritası’na erişmek için tıklayınız.


Bu yazı serisinin açık kaynaklı ilerleyeceğinden bahsetmiştim. Bunu söylerken ciddiydim :) Peakode ekibi olarak Mint projesini geliştirme yolunda yaşadığımız tüm deneyimleri (iyi/kötü), elimizden geldiği kadar açarak maksimum kişiye ulaşmak ve fayda sağlamak istiyoruz.

Ben çok konuştum. Kalemi biraz da elektronik ekibimiz Eyüp ve Bahadır’a bırakarak üretim aşamasında neler yaşadığımızdan bahsetmelerini istiyorum.


Serinin sıradaki yazılarını aşağıdaki linkler aracılığıyla okuyabilirsiniz:

 —

Gökhan Gültekin

Peakode | Kurucu Ortak

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *