Bir IoT hikayesi #1 — Başlangıç

mint-video-thumbnailBu hikaye bireysel deneyimler ile başlayacak, Peakode’un yaşadığı deneyimleri anlatacak ve açık kaynaklı olarak sonlanacaktır.

Öncelikle, IoT nedir?

IoT, Internet of Things kavramının kısaltmasıdır. Türkçe’ye çevirisi direkt olarak “Şeylerin İnterneti” olsa da “Nesnelerin İnterneti” daha yaygın olarak kullanılıyor.

Hızlıca Wikipedia’ya göz attığımızda aşağıdaki genel tanımı görüyoruz:

“Nesnelerin interneti (Internet of Things, kısaca IoT), fiziksel nesnelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu iletişim ağıdır.”

Bu tanımı daha anlaşılabilir olarak yeniden tanımlamam gerekseydi, “Elektronik cihazların bir websitesi/mobil uygulama aracılığıyla veya birbirleri arasında haberleştirildiği yapıya nesnelerin interneti denir.” derdim.

Örnek vermem gerekirse de “Çay makinesi, çay demlendiğinde mobil uygulamaya bildirim gönderdiğini düşün.” diyebilirim.

Kulağa heyecanlandırıcı geliyor, değil mi?

Herşey nasıl başladı?

Üniversite yıllarında “güneş arabası”(Tübitak Formula-G | Üniversiteler arası güneş arabası yarışları) takımında yer almama ve gönüllü olarak bazı Elektrik-Elektronik Mühendisliği derslerine girmeme rağmen elektroniğe kazanamadığım ilgimi, 2013 yılında “nesnelerin interneti” kavramını duymamla beraber bir anda kazandım.

Üniversitede Makine Mühendisliği bölümü okumuştum. Mezun olduktan sonra mesleği icra etmeyip iOS Geliştirici olarak çalışmaya başladım ve hep sanal girdi/çıktı olması bir yerden sonra kendini tekrarlamaya başlayınca, mobil uygulamalar aracılığıyla fiziksel “şey”leri kontrol etme ve bu “şey”leri ürünleştirme fikri çok çekici gelmişti. Aynı zamanda da bir rutinden kaçış, hobi gibiydi.

Sonrasında araştırdım ki bu işlere Arduino ile başlanıyormuş, hemen sipariş verdim ve başladım.

New members for #arduino family

A post shared by Gökhan Gültekin (@gultekingokhan) on

Bir sorun vardı. “Nesneleri İnterneti” konusu evet, havalıydı. Ancak hala elektronik bilgisine sahip değildim. Yoğun iş temposundan arda kalan vakitlerde çalışarak ancak şu kadar ilerleyebildim:

Hello world! #arduino #ios

A post shared by Gökhan Gültekin (@gultekingokhan) on

Kablosuz ağa bağlı bir iPad Mini, Arduino Ethernet Shield ile modeme bağlı bir Arduino üzerindeki led ışıkları yakıp söndürebiliyor. Her ne kadar hazır kodlar ve eğitimlerden yararlanmış olsam da en azından ilk amacımı gerçekleştirmiştim.

Kötü haber! Bu da, birçok hobi gibi kısmen ölü doğmuş oldu. Hem yorucu iş temposu, hem de hala iOS geliştirme tarafında öğrenmem gereken şeylerin çok sayıda olması zaten az olan zamanımı iyice daraltıyordu. Gittikçe seyrelen IoT mesailerim, bir yerden sonra sürdürülebilir olmaktan çıktı ve bıraktım.

Zaman içerisinde hep ve yeniden çeşitli denemelerim oldu ancak hiçbiri sürdürülebilir olmadı. Olsun! Bu süreçte inanılmaz şeyler öğrenmiştim. Elektronik parçalar ve işlevleri, Arduino’nun kodlanması, protokoller ve çalışma prensipleri! Nesnelerin interneti konusunda artık bir know-how’a sahiptim.

Peki, sonra ne oldu?

Bireysel olarak hiçbir şey yapmamamın üzerinden tam 3 yıl geçti. Bu 3 yıl içerisinde çok şey yaşandı. Biz radikal bir karar alıp Peakode’u kurduk. Bu süreçte hayatta kalmaya ve Peakode’u büyütmeye çalışırken IoT sektörü hem dünyada, hem de Türkiye’de çok gelişti ve çok fazla yaratıcı ürünler piyasaya sürüldü. Artan heyecan, Peakode’u ticari olarak hayatta tutma çabası ile doğru orantılıydı.

3 yıldan sonra, 2016 yılının Mayıs ayında; Peakode biraz büyümüş ve kendi ayaklarının üzerinde durmaya başlamış gibi davranıyordu. Bir yandan da içimdeki IoT heyecanı bastırıyordu. Ben de aşağıda listelediğim temel argümanları alıp sevgili ortaklarım Can ve Burak’a gittim:

  • Bugünü ve geleceği etkileyen önemli teknoloji trendlerden biri IoT. İş geliştirme ve elektronik taraflarını halletmiş IoT start-upları bizden mobil uygulama talepleri ediyor, etmeye devam edebilir. Know-how’ımız olması bizim için avantajlı olabilir ki Peakode, bir mobil uygulama stüdyosu.
  • Gelecekte IoT kısmının bir yerlerinde olabilir miyiz?” sorusunu cevaplayabilmek için yine bir know-how yaratmalıyız. Belki AR-GE departmanı kurabiliriz?

Ortaklarım tabiki de konuya olumlu yaklaştılar ama nasıl yapacağımız ile ilgili pek bir fikrimiz yoktu tabi. Henüz çok genç olan bir şirket için AR-GE çalışmaları yapmak iddialı birşeydir. Hele ki şirketi maddi sermaye olmadan kurduysanız. Hele ki AR-GE’ye ayıracak bütçeniz yok denecek kadar azsa.


Çözüm yolumuz şu oldu: en az bizim kadar heyecanlı, IoT konusunda öğrenmek için yanıp tutuşan, canavar gibi gençler. Stajyerler!


Tam da yaz stajı dönemine giriyorduk. İlanlarımızı hazırladık, çok kısa sürede başvurular aldık bile. Sevgili Elektrik-Elektronik Mühendisliği stajyerlerimiz Bahadır ve Eyüp artık Peakode ekibindeydi!

Serinin diğer yazıları da yayında! Aşağıdaki linkler aracılığıyla yazıları görüntüleyebilir ve okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar!

Gökhan Gültekin

Peakode | Kurucu Ortak

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *